Turgut Uyar’ın o unutulmaz dizeleri yüreğimize dokunur: “Keşke bir kitap okumuş, bir kedi sevmiş olsaydınız. Belki bu kadar kirletmezdiniz dünyayı.” Ne kadar derin, değil mi? Bugün, hızla değişen dünyamızda çoğu şey gözlerimizin önünden kayıp gidiyor. İnsanlar birbirine giderek yabancılaşıyor, doğa her geçen gün daha fazla zarar görüyor. Peki ya biz? Ne kadar kaybolduk, yoksa biz mi bir şeyleri kaybettik?
Bazen bir an durup düşünüyor musunuz? Hayat bu kadar hızlı akarken, biz nereye yetişmeye çalışıyoruz? Sabah telaşla uyanıyor, bir yerlere koşuyor, hep bir şeyleri tamamlamaya çalışıyoruz. Peki, yaşadığımızı gerçekten hissediyor muyuz?
Bir gün batımını izlediğinizde içinizi kaplayan huzuru hatırlayın… O an, güneşin kızıl ışıkları ufka yayılırken, dünyanın biraz daha güzel göründüğünü düşünmez misiniz? İşte iyilik de öyle bir şey. Küçük, sıcak, sessiz ama güçlü… Gün batımına baktığınızda içinizi nasıl bir huzur kaplıyorsa, iyilik de hem yapanı hem de yapılanı o şekilde sarıp sarmalar. Ve belki de hayat dediğimiz şey tam olarak burada saklı: Bir kitap okurken bir karakterin dünyasına karışmakta, bir kediyi severken onun güvenini hissetmekte, martılara simit atarken onların kanat çırpışını izlemekte… Küçük ama anlamlı anlarda. Çünkü hayat sadece büyük hedefler peşinde koşmak değil, aynı zamanda o küçük ama değerli anları kaçırmamaktır.
Bir kitap okumak yalnızca kelimeleri sırasıyla takip etmek değildir. Kitaplar, başka hayatların, başka dünyaların izlerini takip etmemize olanak tanır. Bize sadece bilgi sunmazlar; ruhumuzu okşar, düşüncelerimizi derinleştirir ve dünyaya bakış açımızı değiştirirler. Okumak, zihnimizde yeni pencereler açar. Kaybolduğumuz bir hikâye, bizi daha iyi bir insan yapar. Belki de bu yüzden, okumaktan uzaklaştıkça insanlığımızı yitiriyoruz. Belki de hızlı yaşamanın, tüketmenin ve bencilliğin içinde kaybettik o saf duyguları. Bir kitap okumak sabrı, bir kedi sevmek sevginin koşulsuzluğunu hatırlatır. Bir martıya simit atmak, paylaşmanın en saf halidir. Sevdiklerimize içimizden geldiği gibi sarılmak, sevdiğimizi açıkça dile getirmek… İşte bunları unuttukça, ruhumuzdan eksiliyoruz.
İyilik, bir tebessümle başlar. Ahlak, başkasının hakkını gözetmekle şekillenir. Saygı, farklılıkları kabul etmekle büyür. Hürmet, doğaya ve yaşama duyulan minnetle beslenir. Turgut Uyar’ın dediği gibi, belki de dünyayı kirletmemizin nedeni, bu derin duygulardan uzaklaşmamızdır. Belki bir kitap okur, bir kedi sever, bir ağacın gölgesinde biraz düşünür, martılara simit atar, sevdiğimize “seni seviyorum” dersek, her şey daha farklı olur. Bugün birine içtenlikle gülümsediniz mi? Yolda yürürken gökyüzüne baktınız mı? Bir çiçeğin kokusunu içine çektiniz mi? Bir martının kanat çırpışını izleyip durup düşündünüz mü? Yoksa hayatın koşuşturmacasında bunları da ertelediniz mi?
Daha güzel bir dünya hayali, hepimizin ortak özlemi. Ama bu hayali gerçeğe dönüştürmek için önce kendi içimizdeki kirliliği temizlemeliyiz. Kin, nefret ve bencillik yerine sevgi, merhamet ve paylaşma duygularını yeşertmeliyiz. Birbirimize, doğaya, hayvanlara daha duyarlı olmalıyız. Çünkü dünya, hepimizin evi. Ve bu evi temiz tutmak, hepimizin sorumluluğu. Unutmayalım: İyilik, bizi kurtarır. Turgut Uyar’ın dizeleriyle başladığım bu yazıyı, onun bir başka sözüyle bitirmek istiyorum: “Dünya bir ağaç gibi büyür, bir çocuk gibi güler, bir kadın gibi sever.”